Genel

2011 Bütçe Görüşmeleri Hk.

 2011 bütçe görüşmelerini TCMB’nin resmi internet sitesinden takip ediyorum.

 Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in dediklerini dikkatle okudum. Verdiği rakamsal örnekleri çok beğendiğimi ifade etmek durumundayım. Hükümet yetkililerinin dünya, Avrupa ve Türkiye karşılaştırmalı verdiği rakamlar gerçekten çok önemli. Rakamlar asla yalan söylemiyor..

Diğer taraftan muhalefetin olaylara bakış açısı ve vermiş oldukları tepkiler komiğime gidiyor. Eleştirmekten öte elle tutulur tarafı yok kısaca ipe sapa gelmez ilkokul çocukları gibi basit yaklaşımlar, laf atmalar vs. İktidar olmak istemeyen bir muhalefet, ilginç..

Özellikle cari açık ile ilgili yapılan tespit çok önemli. Türkiye milli tasarrufları ile büyüyemeyen bir ülke, büyümesi için borç alması gerekiyor. Neden milli tasarruflar yetersiz çünkü genç nüfüs yapısı ve gelişmekte olan bir ülke..Bu tip ülkelerde şehirleşme, lüks tüketim ve dışa açılım gibi nedenlerden dolayı ithalat yüksektir. (Marjinal tasarruf eğilimi düşük)

Esas olan dışarıdan alınan borç ile içeride yapılan yatırımların marjinal getirisinin ödenen faiz miktarından fazla olmasıdır. Bu anlamda hükümetin ARGE, kalifiyeli insan (eğitim), enerji ve ulaşım alanlarında getirdiği çözümlemeler takdire şayan. Eski hükümetlerin yaptığı gibi devalüasyon yapalım, TL’nin değeri düşsün, ithalat pahalı olsun ihracat ucuz olsun, para arzını arttıralım, faizler düşsün gibi ( IS-LM eğrileri falan) Neo-Klasik iktisat teorilerinin doğrusal yaklaşımlarıyla bu işler olmuyor. Hükümet demek ki Schumpeter’in kalkınma teorisini çok iyi özümsemiş.

Aşağıda Mehmet Şimşek’in konuşmasında hoşuma giden detayları aktarıyorum. Metnin tamamını http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/Tutanak_B_SD.birlesim_baslangic?P4=20799&P5=H&PAGE1=1&PAGE2=67 adresinde bulabilirsiniz

*********************************

2009 yılında binde 6 oranında daralan dünya ekonomisinin, 2010 yılında yüzde 4,8; 2011 yılında ise yüzde 4,2 civarında büyüyeceği tahmin edilmektedir. 2010 yılı için tahmin edilen yüzde 4,8’lik küresel büyüme oranı, Çin hariç tutulduğunda yaklaşık yüzde 3,5’luk bir rakama düşmektedir.

2010 yılında gelişmekte olan Asya ülkelerinde yüzde 9,4’lük, Latin Amerika ülkelerinde yüzde 5,7’lik, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde yüzde 3,7’lik bir büyüme öngörülmektedir. Türkiye için IMF’nin 2010 yılı büyüme tahmini yüzde 7,8, OECD’nin tahmini ise yüzde 8,2’dir. Burada özellikle şunun altını çizmek istiyorum: Türkiye ekonomisinin performansını bizim esas olarak Avrupa’daki gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırmamız lazım. Bu açıdan ülkemiz için tahmin edilen yaklaşık yüzde 8’lik büyüme gerçekten büyük bir başarıdır.

*********************************

Nitekim, son dönemlerde, tabii ki uluslararası camia, bankaların hem sermaye miktarını hem de sermayenin kalitesini artırmak üzere Basel III çerçevesini çizmiştir. Bunlar yapılırken birçok Avrupa ülkesi özellikle Basel III uygulamasının -ki bu sermaye yeterlilik oranını yüzde 8,5’a çekecek- tedricî olarak 2018 yılında devreye girmesini talep etmişlerdir. Bugün itibarıyla, bizim yaptığımız tahminlere göre, genel sermaye yeterlilik oranı yüzde 19’un üzerinde olmakla birlikte, Basel III’e göre Türkiye şimdiden yüzde 17’lik bir sermaye yeterlilik oranına sahiptir. Yani uluslararası camia 2018 yılında yüzde 8,5’u öngörürken biz şimdiden yüzde 17 civarındayız.

*********************************

Türkiye ekonomisi, bu yılın ilk üç çeyreğinde kaydettiği yüzde 8,9’luk büyüme performansıyla dünyada üst sıralarda yer almıştır. Türkiye, Avrupa ve OECD ülkeleri arasında en iyi, en hızlı büyüyen ülkelerden biri olmayı sürdürmektedir. Mevsimsellikten arındırılmış gayrisafi yurt içi hasıla verilerine baktığımızda, Türkiye’nin kriz öncesinden daha iyi bir noktaya ulaşmış olduğunu memnuniyetle ifade etmek istiyorum. Buna karşın Avrupa Birliğinde hâlâ ekonomisi daralan ülkeler bulunmaktadır. Bakın, Türkiye’nin yüzde 6 büyüdüğü 2009 yılının son çeyreğinde 24 Avrupa Birliği ülkesi daralmaktaydı. Yine Türkiye’nin yüzde 11,8 büyüdüğü bu senenin ilk çeyreğinde 13 Avrupa Birliği ülkesi daralmıştır. Bizim yüzde 10,2 büyüdüğümüz bu yılın ikinci çeyreğinde ise Avrupa’da daralan ülke sayısı 4’tür. Üçüncü çeyrekte de daralan Avrupa ülkeleri mevcuttur.

Krizin olumsuz etkilerini büyük ölçüde üzerinden atan Türkiye ekonomisinin 2010 yılını yaklaşık yüzde 6,8’lik bir büyüme oranıyla tamamlayacağını tahmin ediyoruz. Bu, ihtiyatlı bir tahmindir. Uluslararası kuruluşlar ise az önce de ifade ettiğim gibi, Türkiye’nin bu oranın da üzerinde, yüzde 8 civarında büyümesini öngörmektedirler.

 *********************************

İngiltere’de; 2011 yılından itibaren KDV oranı yüzde 17,5’tan yüzde 20’ye çıkartılıyor. Çocuk yardımı dâhil sosyal yardımlarda kesintilere gidiliyor. Üniversite öğrenci harçları yaklaşık 3 kat artırılarak, 9 bin sterline çıkartılıyor. Emeklilik yaşının 66’ya çıkartılması bir yasa tasarısıyla şu anda gündemde.

İspanya’ya bir bakalım: İspanya’da KDV oranı yüzde 16’dan yüzde 18’e çıkartıldı. Emeklilik yaşının 65’ten 67’ye yükseltilmesi planlanıyor. Kamuda 2010 yılında maaşlarda nominal yüzde 5 kesinti yapıldı. 2011 yılında da maaşlar donduruluyor.

Portekiz’de; 2010’da yüzde 20 olan KDV 2011 yılında yüzde 23’e çıkartılacak. Gelir vergisi üst dilimi yüzde 45’e çıkartılıyor. Askerî yatırım harcamalarında yüzde 40’lık bir indirime gidiliyor.

Yunanistan’a bakalım: Komşumuz Yunanistan’da KDV oranı yüzde 19’dan yüzde 23’e çıkartıldı. Kamu çalışanlarının maaşlarında yüzde 8 kesintiye gidildi. Emeklilik yaşının 2015’e kadar 61’den 67’ye çıkartılması öngörülüyor. Vergiye tabi olmayan kilise ve kiliseye ait arsa ve arazilere yeni vergi getiriliyor. İşçilere verilen ikramiyeler kaldırılıyor.

İtalya’da; 2013 yılına kadar kamu sektöründe ücretler donduruldu. 2011 bütçesinde 5,5 milyar avroluk bir kesinti planlanıyor. Bütün bakanlıkların harcamalarında yüzde 10’luk kesintiye gidildi.

Romanya’da; KDV oranı bu sene yüzde 19’dan yüzde 24’e çıkartıldı. Kamu çalışanlarının maaşlarında yüzde 25, emekli maaşlarında ise yüzde 15 kesinti yapıldı.

Litvanya’da; Kamu çalışanlarının ücretleri iki yıl süre ile donduruldu. Emeklilik yaşı kademeli olarak 65’e çıkartılıyor. Ücretli doğum izni uygulamasına son veriliyor.

İrlanda’da; 2013’e kadar KDV oranının yüzde 21’den yüzde 22’ye, dört yıl içerisinde yüzde 23’e yükseltilmesi kararlaştırıldı. 2014 yılına kadar işsizlik maaşı ve çocuk yardımı gibi sosyal yardım harcamalarından 2,8 milyar avroluk bir kesinti öngörülüyor. Devlet memurlarına yapılan ödemelerde yüzde 5 ile 15 arasında kesinti yapılması planlanıyor. Emeklilik yaşı, yine, altmış beşten altmış altıya çıkartıldı.

Yine benzer şekilde, Almanya’da askerî personel sayısı 40 bin azaltılıyor. Kamu sektöründe çalışanların sayısı 15 bin azaltılıyor.

 *********************************

Türkiye ekonomisinde büyüme oranları ile cari açık arasında doğrudan ve güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Ülkemiz hızlı büyüdüğü her dönemde cari açık vermiştir çünkü yurt içi tasarruf oranlarımız düşüktür. Yurt içi tasarrufların yatırımları finanse etmekte yetersiz kalması, yatırımların bir bölümünün yurt dışı tasarruflarla karşılanmasına, başka bir ifadeyle cari açık verilmesine neden olmaktadır.

Orta ve uzun vadede cari açığı daha makul düzeylere düşürmek için ülkemizin yurt içi tasarruf oranlarını artırması, enerjide dışa bağımlılığı azaltması, katma değeri yüksek mal ve hizmet üretiminde yoğunlaşması ve beşerî sermayesini güçlendirmesi gerekiyor.

Müsaade ederseniz bu hususlar hakkında AK PARTİ hükûmetlerinin bugüne kadar uygulamaya koyduğu tedbirleri sizlerle paylaşmak istiyorum:

İlk olarak, son sekiz yılda toplam yurt içi tasarruflar içerisinde önemli bir yeri olan kamu tasarruflarında artış sağladık yani bütçe açıklarını azaltarak aslında Türkiye’nin tasarruflarını artırmış olduk. Dolayısıyla 2001 yılından itibaren baktığınız zaman bu tasarruf açığının önemli ölçüde kamudan değil, tam aksine özel sektör tasarruflarının azalmasından kaynaklamakta, çünkü kamu sektörünün tasarrufları yükselmiştir, tabii ki daha da adım atacağız. Özellikle özel tasarrufları artırmak amacıyla son yıllarda iş gücüne katılım oranını ve istihdamı artırmak için tedbirler aldık. Finans piyasalarının derinleşmesi ve finansal araçların çeşitlendirilmesi hususunda gerekenleri yapıyoruz.

İkinci olarak cari açığı etkileyen diğer bir unsur, tabii ki enerjide dışa bağımlılığımızı azaltacak tedbirleri aldık. Ülkemizin enerji kullanımında büyük oranda dışa bağımlı olduğu bir gerçektir. Ara malı ithalatının önemli bir bölümünü oluşturan enerji ürünleri ithalatı, son yıllarda enerji fiyatlarında yaşanan yüksek oranlı artışla birlikte tabii ki cari açığın büyümesine yol açmıştır. Aslında enerji hariç tutulduğunda yani en kötü yılımızda bile sadece yüzde 1’ler civarında bir cari açık veriyoruz. Şu son döneme baktığınız zaman, enerjiyi dışarıda tuttuğunuz zaman Türkiye’de bir cari fazla var yani cari işlemler dengesinde bir fazla var, bir açık söz konusu değildir.

Tabii ki cari açıkta enerji ithalatı önemlidir. Hükûmet olarak enerjide dışa bağımlılığı azaltmak için son yıllarda gerçekten önemli adımlar attık. Şimdi size birkaç örneğini vermek istiyorum. 2002-2010 döneminde Türkiye’nin elektrikte toplam kurulu gücü neredeyse yüzde 50 oranında artırılmıştır. Bu artışın yaklaşık üçte 1’i yenilenebilir enerji kaynaklarından, yani Türkiye’nin kendi kaynaklarından sağlanmıştır. Ülkemizin su kaynaklarını enerjiye dönüştürmede 2002’den bu yana çok önemli mesafeler kat ettik. AK PARTİ hükûmetlerinden önceki yetmiş dokuz yılda 12.300 megavat olan kurulu hidroelektrik kapasitesini, sekiz yılda 16.772 megavata çıkardık. Büyük bir kısmı özel sektör eliyle su kullanım hakkı anlaşmaları çerçevesinde yürütülen projeler tamamlandığında, bu kapasite 24 bin megavata çıkacaktır.

Ayrıca, Türkiye, 2002 sonunda sadece 17 megavatlık rüzgâr santraline sahip iken, 2010 yılında tabii ki bu 1.200 megavata kadar çıkmıştır. Türkiye, rüzgâr enerjisi kurulu kapasite anlamında bundan birkaç yıl önce Avrupa’da 35’inci sıradaydı, bugün 13’üncü sıraya yükseldik. Öyle inanıyorum ki, önümüzdeki yıllarda yapacağımız yatırımlarla ilk üçe gireceğiz.

Yine, enerji verimliliği üzerinde de hassasiyetle duruyoruz. Çünkü bu da önemli bir konudur.

Üçüncü olarak, tabii ki, katma değeri ve kâr marjı yüksek, bilgi yoğun mal ve hizmet üretimini desteklemeye devam ediyoruz. Bu kapsamda, hükûmetlerimiz döneminde ARGE’ye hiçbir dönemde olmadığı kadar kaynak aktardık. 2008 yılında çok önemli bir ARGE reformu gerçekleştirdik. Bu çabalarımız sayesinde, Türkiye, ARGE harcamalarında, ARGE personeli artış hızında dünyada ilk üçe girmiştir. Kişi başına ARGE harcamamız 2002 yılında 46 dolar iken, 2009 yılında tam 122 dolar olmuştur. ARGE harcamalarının millî gelire oranı 2009 yılı sonu itibarıyla binde 8,5’a çıkmıştır. Bu da Avrupa Birliği üyesi olan sekiz ülkeyi geride bıraktığımız anlamına gelmektedir. Tabii ki, orta vadede ARGE harcamalarını daha da yükselteceğiz.

Cari açığın azaltılmasında, tabii ki, geleneksel sektörlerin değişim ve dönüşümü için bir çaba içerisindeyiz. ARGE’ye ek olarak, markalaşmayı ve özgün ürün geliştirmeyi teşvik ediyoruz. Geleneksel sektörlerin fiyat avantajı sağlayacağı bölgelere taşınmasını da tabii ki destekliyoruz.

Cari açığı azaltmak için 2009 yılında yeni bir teşvik sistemini uygulamaya koyduk. Bu yeni teşvik sisteminde dış ticaret açığının yüksek olduğu alanlara büyük yatırımlar kapsamında özel teşvikler verdik ve burada başarıyı inşallah sağlayacağız.

Son olarak, tabii ki Türkiye’nin rekabet gücünü kalıcı bir şekilde artırmamız lazım. AK PARTİ hükûmetleri döneminde gerek beşerî sermaye yani insanımıza gerekse altyapıya önemli ölçüde yatırımlar yaptık. Bakın, kara yollarında gelinen nokta ortada. Burada yıllık artı 4,8 milyar liralık bir tasarruf sağlıyoruz. Niye? Çünkü kara yolu çok şeritli yol ağını 6.101 kilometreden 19.476 kilometreye çıkarttık. Bu konudaki çabalarımız tabii ki devam edecek. Ama daha önemlisi, demir yollarına da büyük ölçekte kaynak aktarmaya tabii ki devam ediyoruz, buna öncelik veriyoruz. Bir yandan hızlı tren ağları konusunda çalışmalarımız devam ediyor ama öte yandan da daha önemlisi biz hem yeni raylar döşüyoruz hem de var olanları rehabilite ediyoruz. Bakın, şu son sekiz yıl içerisinde yaklaşık 5.500 kilometrelik demir yolu yenileme çalışmasını tamamladık ve yılda ortalama 135 kilometre yeni demir yolu ağı yapıyoruz. 1951-2002 arasında bunun sadece 18 kilometre olduğunu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Tabii ki hava taşımacılığında da çok önemli mesafeler katettik. Gerçekten, Türkiye, bu konuda da özel sektörün dinamizmini kullanarak Batı’yla, dünyanın en gelişmiş ülkeleriyle arayı çok hızlı bir şekilde kapatmaktadır. 2002 yılında sadece 2 uçuş merkezinden Türkiye içerisinde 25 ilimize uçuş yapılıyordu. Bugün Türkiye’nin 7 merkezinden 45 ilimize uçuş gerçekleştiriyoruz ve Türkiye hava yolu taşımacılığında sektörün cirosu 2002 yılında yaklaşık 2,2 milyar dolar iken bugün 8 milyar doları aşmıştır.

Dünyayla rekabet etmek için beşerî sermayenin geliştirilmesi yani eğitimin önemi ortadadır. Bu nedenledir ki Millî Eğitim Bakanlığı bütçesini, biz 2002 yılında 7,5 milyardan devraldığımız bütçeyi, tam dört kat artırarak, bu sene içerisinde 28,2 milyar liranın üzerine çıkardık. Tabii ki, önümüzdeki sene de Millî Eğitim Bakanlığı bütçesini yaklaşık yüzde 21 artırarak 34 milyarın üzerine çıkartacağız. Aynı şekilde üniversitelerimize verdiğimiz kaynakları dört kat artırdık ve 2011 yılında da yüzde 23 artırarak 11,5 milyar liraya çıkartacağız.

Ayrıca, ekonominin rekabet gücünü artırmak için, Türkiye’de verimliliği artırmak için özelleştirme uygulamalarına da büyük önem verdik. Biz, özelleştirmeyi bir gelir kaynağı olmanın çok ötesinde, ekonomide rekabeti, verimliliği, yenilikçiliği artıracak önemli bir yapısal reform olarak görüyoruz. Özelleştirilen kuruluşlarda çalışanlar mağdur edilmemiş, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında geçici personel statüsünde işe yerleştirilme imkânı sağlanmıştır.

Özetle, Hükûmetimiz, cari açığı orta ve uzun vadede daha iyi, daha yönetilebilir seviyelere çekmek için ne gerekiyorsa yapmıştır, yapmaya devam ediyor.

*********************************

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003-2010 Kasım döneminde TÜFE’deki artış oranı yüzde 107,3. Şunu bir yere not edin: Yani 2003-2010 dönemi enflasyon yaklaşık yüzde 107. Peki bu dönemde biz maaşları ne kadar artırmışız? Bakın, en düşük memur maaşı 392 liraydı, 1.300 liraya çıktı, artış yüzde 207 yani enflasyonun yaklaşık 2 katı. Net asgari ücret 2002 yılında 184 liraydı, 2010 yılı Aralık ayında 599 liraya çıkmış, artış yüzde 194,3. En düşük SSK emekli aylığı 2002 yılında 257 liraydı, 2010 yılında bu 720 liraya çıkmış, artış yüzde 180. En düşük BAĞ-KUR esnaf emekli aylığı 2002 yılı

Aralık ayında 149 lirayken 2010 Aralık ayında 578 liraya çıkmıştır, artış yüzde 288,7. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) En düşük BAĞ-KUR çiftçi emekli aylığı 2002 Aralık ayında 66 liraydı, sadece 66 liraydı, 2010 yılında Aralık ayı itibarıyla bu 410 liraya çıkartılmıştır, artış yüzde 523,1. En düşük memur emekli aylığı 2002 yılında 377 liraydı, aralık ayı sonu itibarıyla 898 liraya çıkmış ve artış yüzde 138,6. Altmış beş yaş aylığı 2002 yılı Aralık ayında sadece 24 liraydı, 2010 Aralık ayında 101 TL’ye çıktı ve artış yüzde 311,7. Muhtar aylığı 2002 Aralık ayında 97 liraydı, 2010 yılında bu 354 liraya çıkmış, artış yüzde 263,9.

Bunları niye veriyorum? Çok basit bir şekilde, enflasyon yüzde 107, burada enflasyonun altında kalan hiçbir kesim yoktur. Birçok kesim enflasyonun iki katı kadar bir maaş artışı sağlamıştır ki, biz bunları küresel bir kriz döneminde yaptık. Bakın, size örnekleriyle ifade ettim; birçok Avrupa ülkesinde maaşlar nominal olarak azaltılıyor, yüzde 5 ile yüzde 25 arasında azaltılıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; satın alma gücü itibarıyla da aslında bizim vatandaşımızın, emeklimizin, memurumuzun durumu iyileşmiştir. Bakın, en düşük memur maaşıyla satın alınabilen bazı ürünleri ben burada tablo hâlinde listeledim. Son günlerde en fazla tartışma konusu olan bir husus, dana eti. 2002 Aralık ayında, en düşük memur maaşı alan bir vatandaşımız 45 kilo dana eti alabiliyordu, bugün 51 kilo.

*********************************

Yine, net asgari ücret açısından bakalım.

Değerli arkadaşlar, dana eti yine, 21 kiloyken 24’e çıkmış. Bakın, mazot 146 litreden 193 litreye çıkmıştır. Yani satın alma gücü itibarıyla hangi ürüne bakarsanız bakın, Türkiye’de bütün vatandaşlarımız… Doğal gaza baktığınız zaman, bakın, net asgari ücretle 492 metreküp doğal gaz alınabiliyordu, bugün 837 metreküp doğal gaz alınabiliyor. Ben burada en kötüsünden size örnekler verdim.

*********************************

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; faiz yükünü azaltmaya devam ediyoruz. Bu noktada, faiz giderleriyle ilgili çok çarpıcı bir tabloyu sizlerle paylaşmak istiyorum. 2002 yılında faiz giderlerimizin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 14,8’di, yani bütün vatandaşlarımız, bütün şirketlerimiz çalışıyordu, gayrisafi yurt içi hasıla, yani bir katma değer üretiyordu; bu üretilenin yüzde 14,8’i kamu tarafından iç ve dış borç faizi olarak ödeniyordu. Biz, bu oranı 2009 yılı sonunda yüzde 5,6’ya indirdik ve 2010 yılı sonunda ise yüzde 4,5’a indirmeyi öngörüyoruz. Bakın, orta vadeli mali planda yüzde 3,4’e düşülmesini de hedefliyoruz. 2011 yılında yüzde 3,9 olarak öngördüğümüz faiz giderlerinin millî gelire oranı, 1992’den bu yana en düşük oranı ifade etmektedir. Aynı şekilde, 2011 yılında yüzde 15,2 olarak öngördüğümüz faiz giderlerinin bütçe içerisindeki payı 1985’ten bu yana ulaştığımız en düşük seviyedir.

Başka bir açıdan baktığımızda, 2002 yılında topladığımız her 100 liralık verginin yaklaşık 86 lirası faize gidiyordu. 2010 yılında bu 100 liralık verginin sadece 24 lirası faize gitmiş olacak. Mali plan dönemi sonunda, yani 2013’te bu tutar 18 liraya inmiş olacaktır.

2002 yılında yüzde 14,8 olan faiz giderlerinin millî gelire oranı aynı düzeyde kalsaydı, yani aynı oranda faiz ödeseydik, 2011 yılı bütçesindeki faiz giderleri tam 179,3 milyar lira olacaktı. Oysaki 2011 bütçesinde iç ve dış borç faiz giderlerine ayırdığımız miktar sadece 47,5 milyar liradır. Bu, AK PARTİ hükûmetlerinin başarısıdır. Biz, faizden tasarruf etmiş olduğumuz bu kaynağı sağlığa, eğitime, ARGE’ye ve yatırımlara harcıyoruz, yani halkımızın hizmetine harcıyoruz.

Yorumlar

yorumlar

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir